Connect with us

GÜNDEM

“TÜRKİYE, MEB SINIRLARINI TEK TARAFLI DEKLERE EDEBİLİR”

Doğu Akdeniz’deki gerilimin çözümü noktasında önerilen “Doğu Akdeniz Konferansı’na kıyıdaş ülkelerin mutlaka davet edilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, tarafların katılmaması durumunda Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlarını tek taraflı deklare etmesinin hukuken mümkün olabileceğini ifade etti.
TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 1 yıl önce New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda ilk defa Akdeniz’deki anlaşmazlıkların çözümü için uluslararası bir konferansın toplanmasını önermişti. Pandemi nedeniyle Genel Kurul’un bu yılki toplantısına Ankara’dan video konferans aracılığıyla katılan Erdoğan, önerisini bir kere daha yinelemişti. 
AB Konseyi Başkanı George Michel ise 4 Eylül’de Doğu Akdeniz’deki sorunların çözümü için uluslararası konferans toplanmasını önermişti.
Konferansta, deniz yetki alanlarının sınırlandırılması, enerji, göç ve güvenlik gibi başlıkların ele alınması planlanıyor. Hem AB’nin hem Türkiye’nin önerdiği uluslararası konferansın formatı, nerede yapılacağı ve hangi konuların tartışılacağı henüz netleşmedi. AB yetkilileri, konferansın tarihi konusunda 2021’in başını işaret ediyor. 
– “Türkiye MEB sınırları tek taraflı deklere edebilir”
Uzmanlar, Doğu Akdeniz konferansında çıkacak olası sonuçları da AA muhabirine değerlendirdi.
 Ufuk Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sencer İmer, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de Libya ile yaptığı MEB anlaşmasını, diğer kıyıdaş ülkelerle yapması durumunda Yunanistan’ın tüm oyunbozan eylemlerine son verebileceğini söyledi. Doğu Akdeniz Konferansı önerisinin çok önemli bir çağrı olduğuna işaret eden İmer, şöyle konuştu:
“Kıyıdaş ülkelerin bu konferansa çağrılması ve ikili MEB anlaşmaları sağlanması mümkün. Bu gerçekleştikten sonra Yunanistan ile gerilim, ufak bir sorun olarak kenarda durur ve o da zamanla çözülür. Doğu Akdeniz sorununun diplomatik çözümü budur. Dolayısıyla bu konferansın kesinlikle faydalı olacağını düşünüyorum. Türkiye’nin bu konferans önerisi, bu işi yalnızca askeri güç kullanarak değil diplomatik ve barışçıl yollarla çözmek istediğini de ortaya koyuyor.” 
İmer, kıyıdaş ülkelerle ikili diplomasinin tıkanması durumunda konferans önerisinin iyi bir seçenek olabileceğine dikkati çekerek şöyle devam etti:
“Şu anda bu ülkelerle birebir diploması yürütmek şayet mümkün değilse böyle bir konferansa bu ülkeleri çağırmak suretiyle bu görüşme sağlanabilir. Türkiye ve AB’in davet ettiği kıyıdaş ülkeler yani Mısır, Lübnan İsrail ve Suriye eğer konferansa icabet etmezse o ülkelere karşı uluslararası normlara göre MEB sınırlarımızı belirleyebiliriz. Ankara, BM anlaşmasına dayalı olarak (kıyı uzunluğu ve Kıbrıs hariç MEB bölgesi olmaması şartları dikkate alınarak) Mısır, Lübnan İsrail ve Suriye ile MEB sınırlarını, haklarını belirler ve yine BM anlaşmasına göre de bunu deklare edebilir ama öncelikle bu ülkeleri toplantıya çağırmak doğru bir yaklaşım olur.” 
– “Türkiye’nin haklı tezleri dünya kamuoyuna anlatabilir”
Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal İnat, Türkiye ve AB’nin önerdiği Doğu Akdeniz Konferansı’nın düzenlenmesinin, sorunun çözümüne önemli bir katkısı olacağını belirtti. Konferansın Türkiye-AB ilişkilerinin normalleşmesine de katkı sağlayacağının altını çizen İnat, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Türkiye açısından bakıldığında, Doğu Akdeniz sorunlarının görüşüldüğü böyle bir platformun, ülkemizin deniz yetki alanları ve diğer bölge sorunları konusundaki haklı tezlerini uluslararası kamuoyuna anlatma fırsatı doğuracaktır. Yunanistan’ın, adaların deniz yetki alanlarının sınırlı olacağına dair uluslararası yargı kararlarını görmezden gelen tavrı gözler önüne serilecek ve Fransa gibi AB ülkelerinin de bu hukuksuz politikaya destek verdiği anlaşılacaktır. Kıyıdaş olan ülkelerin katılmaması durumunda da Türkiye, uluslararası hukuka dayalı haklarını ilan etmiş olacak.” 
İnat, Doğu Akdeniz Konferansı’nın Avrupa ülkelerinin, Türkiye’nin gerek Doğu Akdeniz enerji kaynaklarının Avrupa’ya taşınmasında, gerekse bölgede güvenlik istikrarın tesisinde ve mülteci sorununun çözümünde ne kadar önemli bir ortak olduğunu anlamaları için de önemli bir platform teşkil edeceğini kaydetti.
– “AB ve ABD, sorunu çözemeyince Doğu Akdeniz Konferansı önermeye başladı”
Kıbrıs İlim Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı ve Uluslararası Politika Uzmanı Prof. Dr. Ata Atun, hafta içinde yapılan AB Liderler Zirvesi’nde, Fransa, Yunanistan ve Kuzey Kıbrıs Rum Yönetimi’nin yeterli taraftar ve destekçi bulamadığını, tüm girişimlerine rağmen Türkiye’ye yönelik yaptırım kararını çıkarmayı başaramadıklarını, tam tersine Kıbrıs konusunda Türkiye’nin eline büyük bir koz verdiklerini söyledi.
Erdoğan’ın, Akdeniz’deki anlaşmazlıkların çözümü için teklif ettiği konferans önerisini dikkate almayan AB ve ABD’nin geçen bir yılda Türkiye’nin bölgesel gücünü gördüklerini vurgulayan Atun, “Sorunu çözme noktasında hiçbir şey yapamayacaklarını anladılar. Geçen bir yılın ardından Türkiye’nin yapabileceklerini de gördüler, dolayısıyla bu bölgesel sorunun çözülmesi için Doğu Akdeniz Konferansı’nın toplanması önerisini kendileri de yinelemek zorunda kaldı.” diye konuştu. 
Atun, Türkiye’nin, KKTC’nin Doğu Akdeniz Konferansı’na katılım şartını getirmesi gerektiğinin altını çizerek şunları kaydetti:
“Ankara’nın kıyıdaş ülkeler GKRY katıldığı ama KKTC’nin yer almadığı bir masaya oturmayacağını ve görüşme yapmayacağını düşünüyorum. Türkiye, eski Türkiye olmadığı gibi AB de eski güçlü AB değil. Fransa ve Yunanistan’ın tüm itiraz ve baskılarına rağmen AB ve ABD, Türkiye’nin taleplerini daha çok dikkate alacaktır. Her koşulda bu konferanstan uluslararası hukuka uygun ve Türkiye’nin haklarını koruyan bir sonucun çıkacağını düşünüyorum.”
– “Konferansta çıkacak sonuçların hukuki bağlayıcılığı olur”
BM bünyesinde uluslararası STK’lere insan hakları konusunda danışmanlık yapan Prof. Dr. Mehmet Şükrü Güzel de düzenlenecek Doğu Akdeniz Konferansı’nda çıkacak tüm olası sonuçların ve açıklamaların hukuki bir bağlayıcılığı olacağına dikkati çekti.
Konferansın düzenlenmesi halinde buna Kıbrıs’tan her iki tarafın da katılması gerektiğini belirten Güzel, şunları söyledi:
“Doğu Akdeniz’de kilit nokta, Kıbrıs Adası. Türk tarafı olmayacaksa, Rum tarafının da katılmaması gerekiyor. Türkiye’nin konferansta belirtmesi gereken en önemli hususlardan biri de, GKRY’nin yasa dışı bir rejim olduğunu belirtmesi. Aynı zamanda Türkiye, GRKY’nin yapmış olduğu tüm petrol ve doğal gaz anlaşmalarının hukuken yok hükmünde olduğunu da gündeme getirmeli. Tüm kıyıdaş ülkelerin bu konferansa katılımı, sonucu hızlandıracaktır. Kıyıdaş ülkelerin katılım noktasında göstereceği tavra göre, Türkiye BM anlaşmasına göre kendi haklarını deklere edebilir.”
 Güzel, Türkiye’nin konferansta Mısır, Lübnan, Suriye ve İsrail’i GKRY ile imzaladığı antlaşmaların BM Genel Kurulu’nun 1287 sayılı kararıyla yok hükmünde olduğunu ilan etmesi gerektiğini aktararak Ankara’nın KKTC’nin yasal statüsü netleştirilene kadar tüm Doğu Akdeniz’deki süreci dondurabileceği mesajını vermesi gerektiğini kaydetti.

GÜNDEM

”İSLAM KARŞITI BİR SİSTEM KURULMAK İSTENİYOR”

Türkiye  Cumhurbaşkanı Erdoğan, mesajında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “İslam krizde” ve “İslam yapılandırılmalı” sözlerine bir kez daha tepki gösterdi. Erdoğan, İslam karşıtı açıklamaların, Batılı siyasetçilerin başarısızlıklarını kapatma çabası olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan şu ifadeleri kullandı:

”Yakın zamanda gündeme getirilen Fransız İslamı, Avrupa İslamı, Avusturya İslamı gibi kavramlar bunun en son örnekleridir. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un başını çektiği bu tür girişimlerin esas gayesi, İslam ile ve Müslümanlar ile hesaplaşmaktır.

”MACRON’UN ASIL GAYESİ İSLAM İLE HESAPLAŞMAK”

Dinin sadece evde yaşandığı dini sembollere müsaade edilmediği İslam karşıtı bir sistem kurulmak isteniyor. Dinin biçimlendirilmeye çalışıldığı bu sistemin adı demokrasi değil totaliterliktir. Dışarıdan sistemli şekilde yşürütülen saldırılar içeriden bu saldırılara zemin hazırlatan hatalar dinimizin ruhuna asla nüfuz edemeyecektir.”

Continue Reading

GÜNDEM

RUM BASINI: SANDIKTAN ERDOĞAN ÇIKTI…

KKTC’deki Cumhurbaşkanlığı seçiminin sonuçları, bugünkü Rum gazetelerinin manşetlerinde yer aldı.
Fileleftheros gazetesi “Seçim Sandığından Erdoğan Çıktı… Ankara İşgal Bölgelerindeki Sonuçlara Müdahale Ederek Ersin Tatar’ı Galip Çıkardı” başlık ve spotuyla aktardığı haberinde, seçimin kazananının Ersin Tatar olduğunu ve bu sonucun, tüm öngörüleri altüst ederek “malumu”, yani Ankara’nın KKTC’deki gelişmeleri belirleyecek sihirli değneği elinde bulundurduğunu teyit ettiğini iddia etti.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun ilk dakikalarda Tatar’ı tebrik ettiğini ve kendisi ile Kıbrıs Türk halkına dayanışma mesajı verdiğini belirten gazete, bunun yanı sıra Kıbrıs Türk tarafının treninin hangi raylarda gideceğini de belirlediklerini savundu.
Gazete, Tatar’ın gerek Kıbrıs sorunu, gerekse hidrokarbon yatakları ve çözümden önce doğalgaz gelirlerinin paylaşılması gibi diğer talepler hususunda dogmatik olarak Ankara’nın mantığını izleyeceğinin aşikar olduğunu ileri sürdü.
Kıbrıs sorununda bir sonraki günün sürprizlerle dolu olmayacağını belirten gazete, Tatar’ın BM Genel Sekreteri’nin gayrı resmi beşli konferans davetine olumlu yanıt vereceğini; ancak Ankara’nın sıkı tezlerini masaya koyacağını iddia etti.
Gazete, Maraş’ın da “sıcak mevzu” olduğunu; Türkiye’nin seçimin ilk turundan önce Maraş ile ilgili eyleminin Tatar’ın elini güçlendirmek için yapıldığını ve Türkiye’nin Maraş’ın açılması ve kolonizasyonu ile ilgili planlarının şimdiden sonra daha hızlı ilerleyeceğini öne sürdü.
Haberde, nihai sonucun Mustafa Akıncı’yı ve destekçilerini büyük hayal kırıklığına uğrattığı ve Akıncı’nın yaptığı açıklamada, siyaset hayatına son verdiğini kaydederek, seçim sonucuna Türkiye’nin müdahale ettiğine dair eleştirilerde bulunduğu belirtildi.
Alithia gazetesi “İşgal Bölgelerindeki Seçimde Erdoğan’ın Zaferi… Kıbrıs Donup Kaldı-Ülkücüler Bayram Ediyor” başlık ve spotuyla aktardığı haberinde, Güney Kıbrıs’ın seçim sonuçlarını ve Tatar’ın yüzde 51,74’lük oy oranıyla, yüzde 48,26’lık oy alan Mustafa Akıncı karşısında kazandığı zaferi duyduğunda “donup kaldığını” yazdı.
Gazete, işin özünde kazananın Erdoğan olduğunu ve yaptığı müdahalelerle “her istediğini yapan kendi siyasetçisini” seçtirdiğini öne sürdü.
Haberde, KKTC’de yeni bir sayfanın açıldığı, fırtınalı gelişmelerin olacağı, Akıncı’nın siyasetten çekildiği, ülkücülerin “bayram ettiği” ve herkesin, yeni Cumhurbaşkanı’nın takınacağı tutumu görmeyi beklediği ifade edildi.

Continue Reading

GÜNDEM

“TÜRKİYE’DE PETROL YOK SÖYLEMİ TARİHE GÖMÜLDÜ”

İzmir Ekonomi Üniversitesi Sürdürülebilir Enerji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Efe Biresselioğlu, Karadeniz’de yapılan yeni doğal gaz keşfiyle toplam rezerv miktarının 405 milyar metreküpe çıktığını hatırlatarak, “Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın da sunmuş olduğu veriler doğrultusunda Sakarya Gaz Sahası’nda yıllık olarak 10 milyar metreküp mertebesinde doğal gaz üretimi gerçekleşirse, 2019 tüketim miktarlarına göre Türkiye’nin yıllık doğal gaz talebinin yüzde 22’sinin, yaklaşık 40 yıl boyunca bu rezervden sağlanması mümkün olacaktır.” dedi.
Biresselioğlu, Sakarya Gaz Sahası’nda yapılan yeni keşfe ilişkin AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, Fatih sondaj gemisinin temmuz ayından bu yana Karadeniz’de çalışmalarını aktif bir şekilde sürdürdüğünü söyledi.
Zonguldak’ın 170 kilometre açıklarında Tuna-1 araştırma kuyusunda yapılan çalışmalarla birlikte 2 bin 100 metre derinlikte uluslararası standartlarda dev yatak kategorisine girebilecek 320 milyar metreküplük bir doğal gaz rezervi keşfedildiğini vurgulayan Biresselioğlu, “Hız kazanan çalışmalar, bin metre daha derine inildikçe iki katmanın daha var olduğunu göstermekte. Tuna-1 araştırma kuyusunda 4 bin 500 metreyi aşkın derinliğe inilerek tamamlanan arama çalışmalarında 85 milyar metreküplük ilave bir rezerv daha keşfedilmiş bulunmaktadır. Böylece, toplam rezerv miktarı 405 milyar metreküpe çıkmıştır. Bu miktar, Türkiye tarihinde keşfedilmiş en büyük hidrokarbon kaynağıdır.” dedi.
Önümüzdeki aylarda yine Sakarya sondaj sahasında Türkali-1 kuyusunda doğal gaz çalışmalarının devam edeceğine işaret eden Biresselioğlu, “Burada alınacak olumlu sonuçlar ile de bu miktarın daha da artması beklenmektedir. Temmuz ayında keşfedilen rezerv ve bunu takiben yeni sismik çalışmalarla yapılan rezerv miktarı revizyonu, Türkiye için pek çok fırsatı beraberinde getirebilir. Başta enerjide dışa bağımlılığın azaltılması, cari açığın düşürülmesi ve daha büyük bir çerçevede enerji güvenliğinin arttırılması gibi fırsatların elde edilebileceği beklenmektedir.” diye konuştu.
Biresselioğlu, keşfedilen rezervlerin uluslararası arenada da Türkiye’nin enerji diplomasisinde daha aktif bir oyuncu olmasını sağlayacağını ve stratejik karar alma süreçlerine daha fazla katılım sağlayabilmesi gibi siyasi sonuçları da beraberinde getireceğini kaydederek, şunları söyledi:
“Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının da sunmuş olduğu veriler doğrultusunda Sakarya Gaz Sahası’nda yıllık olarak 10 milyar metreküp mertebesinde doğal gaz üretimi gerçekleşirse, 2019 tüketim miktarlarına göre Türkiye’nin yıllık doğal gaz talebinin yüzde 22’sinin, yaklaşık 40 yıl boyunca bu rezervden sağlanması mümkün olacaktır. Yapılan yeni sismik çalışmalar ve rezerv miktarı revizyonları ise söz konusu üretim miktarının kademeli olarak artması anlamına gelmektedir. İlk olarak Temmuz ayında keşfedilen 320 milyar metreküplük doğal gaz rezervi Türkiye’nin 7 yıllık ihtiyacına karşılık gelirken, duyurulan ek rezerv ile birlikte bu süre 10 yıla yaklaşmaktadır. Diğer sahalarda yapılacak keşiflerle bu rakamların artması da beklenmektedir. Bu bağlamda, Türkiye’nin denizde yapacağı aramalara devam etmesi de önemlidir.”
“REZERV KOLAYCA TİCARİLEŞTİRİLEBİLECEK BİR ALANDA”
Sakarya Gaz Sahası’nın büyük enerji şirketlerinin yatırım yaptığı Romanya ve Bulgaristan doğal gaz arama sahalarına yakınlığı sebebiyle oldukça stratejik bir noktada olduğunu belirten Biresselioğlu, aynı zamanda Sakarya Gaz Sahası lokasyonunun bulunan rezervin üretime geçmesi durumunda kolayca ticarileştirilebileceği bir alanda bulunduğuna işaret etti.
Biresselioğlu, Tuna-1 kuyusunda elde edilen tecrübe ve Karadeniz’de daha önce yapılmış sondajlarda elde edilen bilgi birikimi ve uluslararası iş birlikleriyle Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de keşiflerin devam edebileceğine işaret ederek, şöyle devam etti:
“Sakarya Gaz Sahası ve yapılan doğal gaz keşfi ile birlikte, uzun vadede Türkiye’nin değişmekte olan enerji politikasından en çok etkilenecek ülkenin her ne kadar son yıllarda ithalattaki payı azalsa da Rusya olması beklenmektedir. Sakarya doğal gaz sahasında yapılan keşiflerin zamanlamasının Türkiye’nin en önemli gaz tedarikçisi Rusya ile sözleşme güncelleme dönemine denk gelmesi ve rezervin potansiyeli, Karadeniz’deki rezervin önemini arttıran unsurlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu rezerv ve keşfedilecek diğer rezervler, uluslararası alanda Türkiye’nin elini güçlendirebilir. Aynı zamanda, Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de yeni keşiflerin yapılması halinde, Türkiye doğal gaz üretiminde uzun vadede söz sahibi konuma gelebilir. Bu kapsamda, Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de, arama çalışmaları, doğal gaz üretimi, ihracat bağlantıları gibi alanlarda uluslararası işbirlikleri de gündeme gelecektir. Burada önemli olan başka bir husus ise enerji güvenliği kavramı çerçevesindeki tedarik güvenliğidir. Türkiye’nin keşfettiği rezervler sayesinde, diğer ülkelerden, siyasi gelişmelerden, pazar koşullarından etkilenmeyen bir doğal gaz tedariğine sahip olması bu konudaki belirsizlik ve risklerin de azalması anlamına gelecektir.” 
“TÜRKİYE’DE PETROL YOK SÖYLEMİ TARİHE GÖMÜLDÜ”
Türkiye Enerji Stratejileri ve Politikaları Araştırma Merkezi (TESPAM) Başkanı Oğuzhan Akyener de, Tuna-1 kuyusunda daha alt katmanlarda ulaşılan seviyelerin test edilmesi neticesinde yüzde 26 oranında bir rezerv artışı sağlandığını belirtti.
Türkiye’nin hidrokarbon tarihindeki en büyük rezervi keşfettiğini ve bu keşfi Karadeniz gibi zor bir alanda, bakir bir bölgede, derin denizde gerçekleştirdiğini vurgulayan Akyener, “Türkiye, yakaladığı büyük balık ile Türkiye’de petrol yok söylemini tarihe gömmüş, bu bağlamda yeni umutların yeşermesini sağlamıştır. Tüm bu süreçleri de profesyonel bir şekilde yerli imkanlarla yönetebilmiştir.” dedi.
Akyener, 405 milyar metreküplük bir rezerve sahip gaz sahasının ortalama 16 ila 16,5 milyar metreküp arasında bir plato seviyesiyle üretilebileceğini ve ilk üretimin 2023’te başlayacağı varsayılırsa 2027’lerde Türkiye’nin üretiminin neredeyse yüzde 30’unun yerli kaynakla gerçekleşebileceğini söyledi.
Keşfedilen rezerv miktarının ne anlama geldiğinin bazı kıyaslamalar yapılarak anlaşılabileceğini ifade eden Akyener, şunları kaydetti:
“Örneğin üzerinde büyük kavgaların döndüğü Doğu Akdeniz’e odaklanırsak, Mısır kendi kaynak potansiyelini üreterek, LNG yoluyla ihracat çalışmaları yapmakta, İsrail ise tam kapasite üretime geçebilmek için Türkiye gibi bir rotaya veya büyük bir markete ihtiyaç duymakta. Geriye keşfedilmiş ve üzerinde kavgaların döndüğü rezerv anlamında sadece Kıbrıs adasının güneyindeki Afrodit, Calipso ve Glaucus yapıları kalmakta. Bu üç yapının tahmini rezervlerini topladığımızda ise yaklaşık olarak 319 milyar metreküplük bir hacim ortaya çıkmakta. Dolayısıyla, Türkiye Karadeniz’de Doğu Akdeniz’deki kavganın enerji boyutu noktasındaki sebepleri dahilinde masada duran pastadan daha büyük bir pastayı keşfetmiş durumdadır. Öte yandan ilave 85 milyar metreküplük rezerv artışı ise neredeyse 89 milyar metreküplük Glaucus yapısı ile aynı oranda kaynağa sahiptir. Yani bu rezerv artışı ile her ne kadar aynı saha içerisinde olsa da, Türkiye sanki yeni bir saha bulmuş gibidir. Öte yandan bu keşiflerle Türkiye’nin eli, Güney Gaz Koridoru fikrini her yönlü destekleyen AB ve ABD ile en büyük gaz ihracatçısı konumunda olan Rusya karşısında daha da güçlenecektir. Bu sektör dahilinde geliştirilen milli teknolojiler, mavi vatanımızda çok daha büyük atılımların yapılabilmesine zemin hazırlayacaktır.”

Continue Reading
Advertisement

GÜNDEM