Connect with us

KÜLTÜR-SANAT

İNSAN VE DOĞA UYUMU HEYKELİ

Kıbrıs Modern Sanat Müzesi için Heykel sanatçısı Nurlan Kebek Uulu, koronavirüs günlerinde insan ile doğanın uyum içinde yaşamasını tasvir ederek “Av Sahnesi” adlı eserini sanatseverlerle paylaştı

Dünya genelinde yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) yayılması ile birlikte resim, seramik, baskı resim sanatçılarının yanı sıra salgın ile mücadeleye heykel sanatçıları da destek vermeyi sürdürüyor

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre heykel sanatçısı Nurlan Kebek Uulu, ortaya çıkardığı “Av Sahnesi” adlı heykelinde, bazı noktalara dikkat çekmek isteyerek; İnsan ile doğanın uyum içinde yaşaması, faunaya karşı saygı, gelecek kuşakları kurtarmak için bir fedakarlık gibi noktaları vurgulamaya çalıştı. Sanatçı, heykelin eskimiş görünüşü ile; temel bilgilere geri çağrı, köklerine geri dönmek, eylemlerinden ve sonuçlarından sorumlu olunması, etrafımızdaki çevreye kibar davranılmasını anlatmıştır. Sanatçı Nurlan Kebek Uulu bunları günümüzün en önemli noktaları olarak ifade ediyor.

 

Kıbrıs Modern Sanat Müzesi tarafından yapılan açıklamada hergün ayrı bir sanatçının farklı bir eserini, koronavirüse karşı verilen mücadeleyi değişik bakış açılarıyla paylaşmaya devam edileceği bildirildi.

Nurlan Kebek Uulu kimdir?

14 Eylül’de Kırgızistan’da doğdu. 1996 yılında 14№  sanat okulunda okudu. 2001 yılında Kırgızistan Cumhuriyeti Ulusal Sanat Akademisi’nden heykel bölümünden mezun oldu. 2007 yılından beri Kırgızistan Cumhuriyeti Sanatçılar Birliği üyesidir. 1997’den beri ulusal ve uluslararası heykel sergilerine ve sempozyumlara katılmaktadır. Çeşitli heykellerin ve anıtların sanatçısıdır:

 1999 – “Efsane”,  taş, dolomit. Bişkek şehrinde dikilidir.

2004 – “Annelik”,  bronz, çelik.

2000 – Oş şehrinde dikilen dolomit taştan yapılan  “Yuva”adlı çalışması.

2001 – heykel “Dolon Khan” taş, kireç taşı

 2008 – bronzdan “Süvari” çalışması.

2009 – bronzdan “Uyanış” çalışması.

2014 – bronzdan “C. Aitmatov Anıtı” çalışması.

YORUMLAR

YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KÜLTÜR-SANAT

Cengiz Aytmatov vefatının 11. yıl dönümü nedeniyle kabri başında anıldı

Türk dünyası ve dünya edebiyatının en önemli isimlerinden büyük yazar, romancı Cengiz Aytmatov’un vefatının 11. yıl dönümü münasebetiyle kabri başında anıldı.

Kırgız edebiyatının, Türk Dünyasının ve Dünya edebiyatının en büyük yazarlarından biri olan Cengiz Aytmatov, Törekul Aytmatov ile Nagima Aytmatov’un çocuğu olarak 12 Aralık 1928’de Kırgızistan’ın Talas bölgesinin Şeker köyünde dünyaya geldi. Babası devlet adamıydı, annesi ise hem tiyatro sanatçısı hem de öğretmendi.

Babası Törekul Aytmatov’un görevi dolayısıyla ailesinin 1929’da Moskova’ya taşınmasından sonra eğitim hayatına 1935’te Moskova’daki bir Sovyet okulunda başladı. Aytmatov’un babasının 1937’de tutuklanması ve bir yıl sonra da kurşuna dizilmesi daha çocuk yaşta hayatının en büyük travmasını yaşamasına sebep oldu. 1938 yılında Kirovskoye’de Rus yatılı bölge okuluna gönderildi.

MANAS DESTANI’NI DİNLEYEREK BÜYÜDÜ

Babaannesi Ayıkman Hanım oldukça bilgili ve kültürlü bir kadındı. Aytmatov babaannesinden halk hikayeleri ve Manas Destanı’nı dinleyerek büyüdü.

1942’de ikinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla köyünde eli silah tutan erkeklerin cepheye götürülmesi nedeniyle henüz 8’inci sınıftayken, 14 yaşında köy sekreterliğine getirildi. Bu süreçte tarım makinelerinin sayımı ve vergi tahsildarlığı ve Rusça öğretmenliği gibi işler yaptı.

Aytmatov ve ailesi İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1946 yılında Cambul şehrine taşındılar. Burada Veteriner Teknik okulundan birincilikle mezun oldu. Ardından da 1953’te Frunze Tarım Enstitüsünden onur derecesiyle mezun oldu.

GAZETELERDE MUHABİRLİK YAPTI

Savaşın sefalete sürüklediği Japon çocuklarının yaşamlarını anlattığı “Gazeteci Cyuda” öyküsü, 1952’de yazı hayatına başladığı ilk eserlerinden biridir.

Aytmatov, 1953-1956 yılları arasında Kırgızistan Hayvancılık Araştırma Enstitüsünde de kıdemli hayvancılık uzmanı olarak çalıştı. Bu yıllarda ilgi duyduğu yayın hayatında tecrübeler edinmek adına şehir gazetelerinde muhabirlik yapıp ve köşe yazıları yazdı.

KIRGIZ YAZAR VE DEVLET ADAMI CENGİZ AYTMATOV

Genç Aytmatov’un öğrenmeye merakı dinmemişti. Kendisini geliştirmek için 1956-1958 yılları arasında Moskova’daki Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsüne devam etti.

1958’de yazdığı “Cemile” romanı Fransız şair Louis Aragon tarafından Fransızcaya çevrilince, edebiyat çevrelerinde daha çok tanınmaya başladı.

İlerleyen zamanlarda “İlk Öğretmen (1962)” ve “Ana Alan (1963)” eserleri yayınlandı. 1963’te yayınlanan “Dağlar ve Bozkır Masalları” eseri oldukça ses getirdi ve Lenin Ödülü’nü almasını sağladı.

GORBAÇOV’UN DANIŞMANLIĞINI YAPTI

Sovyetler Birliği Parlamentosunda milletvekili olarak görev yapan Aytmatov, aynı zamanda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin eski Devlet Başkanı ve son lideri Mihail Gorbaçov’un danışmanlığını yapan beş kişiden birisi oldu.

Memleketi Kırgızistan’ın bağımsız olmasıyla beraber 1996 yılında Kırgızistan Cumhurbaşkanı Askar Akayev tarafından “kültür elçisi” sıfatıyla UNESCO temsilciliğine tayin edildi.

Daha sonraki yıllarda devlet adamlığı yönüyle pek çok çalışma yapan Cengiz Aytmatov, Kırgızistan’ı Lüksemburg, Belçika ve Hollanda’da büyük elçi olarak temsil etti. Avrupa Birliği (AB) ve NATO’da da Kırgızistan’ın temsilciliğini üstlendi.

ESERLERİ 157 DİLE ÇEVRİLDİ

Türk dünyasının büyük romancısı Cengiz Aytmatov, “Ebedi Nişanlı-Dağlar Devrildiğinde” isimli son romanını 2007’de yazdı. Eserleri tüm 157 dile çevrilen Aytmatov, 1985’te Hindistan Javaharlal Nehru Ödülü, 1988’de Japonya Doğu Felsefesi Enstitüsü Akademi Ödülü, 1994’te Avusturya Avrupa Edebiyatı Devlet Ödülü, 1998’de Friedrich Rueckert Ödülü ile 2004’te Alexender Men ve Leo Kopelev Ödülü gibi dünya çapında çok sayıda ödül aldı.

TÜRK DÜNYASININ ORTAK DEĞERİ: CENGİZ AYTMATOV

Tüm Türk Dünyasında sevilerek okunan Aytmatov Sovyetler Birliğinin hüküm sürdüğü dönemlerde bile Türkiye’de çok geniş bir okur kitlesine sahip olmuştu. İlk kez Türkiye’ye gelişi de bu tanınırlığın nişanesi olarak 1975’te Turan Ülkesi Edebiyatına Hizmet Ödülü’nü almak üzere olmuştur.

1970’te kaleme aldığı “Selvi Boylum Al Yazmalım” romanı Türkiye’de tanınmasını ve sevilmesini sağladı. Kitabından senaryolaştırılan ve Kadir İnanır ile Türkan Şoray’ın rol aldığı 1977 yapımı film, Türk sinemasının klasikleri arasına girdi..

Cengiz Aytmatov, birkaç kez daha Türkiye’ye gelme fırsatı buldu. 1992’de İstanbul Sinema Günleri’ne ve 2007’de ise Türk Dünyası Ödülü ile fahri doktora unvanını almak üzere İstanbul’u ziyaret etti..

Aytmatov Türkiye’de pek çok çalışmaya ilham olmuştur bir değerdir. 1998’de Ankara’da Aytmatov adına uluslararası bir bilgi şöleni düzenlenmiş, 2013’te ise Eskişehir Türk Dünyası Kültür Başkenti etkinlikleri çerçevesinde Cengiz Aytmatov Bilgi Evi açılmıştır.

TEDAVİ GÖRDÜĞÜ ALMANYA’DA HAYATINI KAYBETTİ

Mayıs 2008’de Tataristan’ın başkenti Kazan’da bulunduğu sırada rahatsızlanmış, tedavi için götürüldüğü Almanya’da 10 Haziran 2008’de 79 yaşındayken vefat etmiştir.

Memleketinin sorunlarıyla ilgilenmekten ve ona hizmet etmekten hiçbir zaman vazgeçmeyen, Aytmatov, eserlerinde Türkistan bozkırlarını ve bozkır halkının yaşam biçimini uzun uzun anlatmıştır. Romanlarında savaşın sıradan halka etkisi, aşk, kahramanlık, gelenek – görenekler ve halk hikayeleri oldukça geniş yer tutar.

1980’de kaleme aldığı “Gün Olur Asra Bedel” romanında tarihini unutan, ailesine yabancılaşan, öz değerlerinden kopan toplumları tasvir ettiği ‘’Mankurt’’karakteri ile milletine ve tüm dünyaya önemli bir tarihi mesaj verir.

MANAS VE CENGİZ AYTMATOV MİLLİ AKADEMİSİ KURULDU

Kırgız halkının Türk dünyasına ve dünya edebiyatına kazandırdığı en büyük armağanlar olan Manas Destanı’nı ve Cengiz Aytmatov’un eserlerini araştırmak, yaşatmak ve yaygınlaştırmak amacıyla, Kırgızistan’da ‘’Manas ve Cengiz Aytmatov Milli Akademisi’’ kuruldu.

Vasiyeti üzerine, ömrü boyunca hasretini çektiği babasının da kabrinin bulunduğu Bişkek’teki Ata Beyit Anıt Mezarlığı’nda toprağa verildi. Yıl boyunca yurt içinden ve yurt dışından ziyaretçisi eksik olmayan büyük yazar için ölüm yıl dönümlerinde dünyanın pek çok yerinde anma etkinlikleri düzenlenmektedir.

Continue Reading

KÜLTÜR-SANAT

Arslanbek Sultanbekov Yunus Emre İlahisini seslendirdi

“Dombra” parçasıyla ünlenen ünlü Nogay Türkü sanatçı Arslanbek Sultanbekov’un, “Yalan Dünya” isimli yeni parçası yayınlandı.

Sultanbekov’un yeni parçasının sözleri, Türkiye’nin ve Türk dünyasının en önemli kültürel değerlendiren Yunus Emre’ye atfedilen tasavvuf şiirine dayanıyor. Parçanın müziği ise sanatçı Özhan Eren’e ait.

Bozdağ Film Yapım etiketiyle yayınlanan yeni şarkıya, Youtube ve tüm dijital müzik platformlarında ulaşılabiliyor. İşte o şarkı:

Evliyalar Alan Dünyasın

Bilirim seni yalan dünyasın
Evliyaları alan dünyasın

Kaçan kurtulsa kuş kurtulaydı
Şahin kanadın kıran dünyasın

Sevdiğim aldın beni aldattın
Dönüp yüzüme gülen dünyasın

Süleyman tahtın sen viran kıldın
Masumlar boynun buran dünyasın

Dünya, bununla yedi gez doldu
Ahır bizden de kalan dünyasın

Aşık Yunus, sema’la çarh urur
Bu çarhımızı bozan dünyasın

Yunus Emre

Continue Reading

KÜLTÜR-SANAT

Türk tarihinin ilk kadın hükümdarı ‘Tomris Hatun’

Türk tarihinin en önemli hükümdarlarından biri olan Tomris Hatun, dünya tarihine geçen kadın hükümdarlardan biriydi. Alper Tunga’nın yeğeni olan Tomris Hatun. M.Ö. 6’ncı yüzyılda Pers İmparatoru II. Kiros’u bozguna uğratıp Saka Türklerini, Orta Asya’nın hakimi yaptı ve tarihe geçti.

Saka Devleti (bazı kaynaklarda İskitler) Orta Asya’nın bir bölümü, Avrupa’nın doğusu ve Karadeniz’in kuzeyinde kurulmuş bir devlettir. Ahameniş (Pers) Devleti’nin kurulmasıyla birlikte bu göçmen topluluğun varoluş mücadelesi başlamıştır. Tomris Hatun, ılımlı bir politika izlemesine ve savaşa yanaşmamasına rağmen Perslerin Saka topraklarına ataklarının sonu gelmiyordu.

Sakalar bu akınlar karşısında geriye çekilmekte, tarlaları yakmakta ve su kuyularına zehir koymaktaydı. Bu stratejiyle başa çıkamayan ve kovalamacadan bıkan Pers hükümdarı Kiros ve askerleri sürekli geri dönmek durumunda kalıyordu. Bunun üzerine Kiros, Tomris Hatun’un kendisiyle evlenmesi halinde saldırılara son vereceğini bildirse de teklifi reddedildi.

Sakalar ve Perslerin Büyük Savaşı

Tomris Hatun’dan aldığı ret cevabı üzerine hiddetlenen ve büyük bir orduyla Saka topraklarına giren Kiros’un ordusunda eğitimli köpekler de bulunuyordu. Bu defa Tomris Hatun kaçma yerine savaşmanın daha isabetli olduğunu gördü. Saka ordusunu toplayıp düşmanın birkaç kilometre yakınında mevzilendi.

İki ordu arasına bir eğlence çadırı kurduran Kiros bu şekilde bir tuzak tasarladı. Tomris Hatun’un oğlu çadıra karşı atağa geçip birkaç Pers askerini öldürmeyi başarsa da kendisi de ölmekten kurtulamadı. (Kimi kaynaklarda ise Tomris Hatun’un oğlu sağ ele geçirilmiş ancak koz olarak kullanılmak istemediğinden intihar etmiştir). Haberi almasıyla büyük bir üzüntü yaşayan Tomris Hatun, Kirus’u kanla doyurmaya yemin etti. Bu yemini ünlü tarihçi Herodot tarafından da tarihe not düşülmüştür.

Sakalar ve Tomris Hatun’un Zaferi

Ertesi gün iki taraf çetin bir muharebeye giriştiler. Perslerin en iyi askerleri olan Ölümsüzler Birliği’ne karşın, Sakalar özellikle ok atmada büyük bir maharet sergiliyorlardı. Savaş köpekleri de onları durduramadı. Sonuç olarak, çeşitli kaynaklarda;

• Turan Taktiği

• Kurt Oyunu

• Hilal Taktiği

adı verilen bozkır savaş stratejisiyle bu kanlı mücadeleyi Sakalar kazandı. Ölenler arasında Pers Hükümdarı Kirus da bulunuyordu. Tomris Hatun Kiros’un kesik kafasını; “Kan içmeye doymazdın. Şimdi ben seni kan ile doyuruyorum” diyerek içi kan ile dolu bir fıçıya atarak intikamını almış oldu.

Tomris’in kelime olarak ‘temir’ yani ‘demir’ anlamına geliyor. Tomyris olarak da kullanıldığı yerler oluyordu.

Tomris Hatun ise M.Ö. 6. yüzyılda yaşadığı varsayılan Saka kraliçesidir. Kendisi tahta çıktığında rakip ülkelere karşı önlem alarak ülkesini korumaya çalışmıştır.

Sakalar’ın en büyük düşmanları Pers İmparatorluğu’ydu. Pers İmparatoru Büyük Kiros hiç durmadan Saka topraklarına akın ediyordu. Ancak karşılaştığı şey hiç de beklediği gibi değildi.

Pers İmparatoru Büyük Kiros, Saka topraklarına sürekli akınlar yapıyor ancak bula bula yanmış yakılmış topraklar buluyordu. Sürekli geri çekilen Sakalar’ın yıpratma taktiğiydi bu. Savaşa uygun anı bekleyen Tomris Hatun ve ordusu Persleri çok yıpratmıştı. Doğru bir mevzi bulduklarında saldırıyorlar, o mevzi yoksa bekliyorlardır. Persler de baya bir yıpranıyordu.

Persler bu olaydan bıkıp sürekli geri çekiliyordu. Bir süre sonra başka bir yol denemeye karar verdiler. Pers İmparatoru Büyük Kiros, Tomris Hatun’un kendisiyle evlenmesi karşılığına onunla uğraşmayacağını söyledi. Ancak bu bir oyundu ve Tomris Hatun da oldukça zeki bir kadındı. Gelen teklifi reddetti.

Teklifi reddedilen Pers İmparatoru rahat durmadı, yine Sakalar’a saldırdı. Pers ordusunda ilginç bir silah vardı; Eğitilmiş köpekler. Tomris Hatun bu defa geri çekilmenin fayda sağlamayacağını anladı. Uygun bir alan seçip Büyük Kiros’un ordusunu beklemeye başladı. İki ordu, aralarında birkaç kilometre kalacak bir biçimde mevzilendi.

İki ordunun arasında bir çadır kurdurmuştur. İçinde güzel kızlar, yiyecekler ve şarap bulunan çadıra ansızın saldırı düzenlemiştir. Tomris Hatun’un oğlu ve beraberindeki kuvvetler, içerideki birkaç Pers’i öldürüp eğlenceye dalmışlardır. Ancak birkaç saat sonra bir baskın düzenleyen Pers kuvvetleri, çadırı basıp Tomris Hatun’un oğlu da olmak üzere içerideki Sakaları öldürmüşlerdir.

Oğlunun öldüğü haberi alan Tomris Hatun yıkılır ancak mücadelesinden vazgeçmez. Tomris Hatun yemin ederek şöyle söyler: Kana susamış Kirus! Sen oğlumu mertlikle değil o içtikçe zıvanadan çıktığın şarapla öldürdün. Ama güneşe yemin ederim ki seni kanla doyuracağım!

Amcası Alp Er Tunga’yı da öldüren Perslere kini oğlunun ölümüyle daha da artmıştı. Savaş meydanına kendisi de çıkan Tomris Hatun çetin bir savaş sonucu Acemleri alt etmişti.

Ok atmakta usta olan ve savaş arabalarını büyük ustalıkla kullanan Sakalar, savaş köpeklerine rağmen Persleri bozguna uğratır. Ölenler arasında Pers kralı Büyük Kiros da vardır.

Tomris Hatun sözünde durur ve Büyük Kiros’un kesik başını kan dolu bir tulumun içine atar. Tomris Hatun, Büyük Kiros’un kafasını kan dolu bir fıçıya atarak “Hayatında kan içmeye doymamıştın, şimdi seni, kanla doyuruyorum!” der.

Selçuk Bulut

Continue Reading
Advertisement

GÜNDEM